Yazar: Beste DÖĞER – Klinik Psikolog – Zihin & Davranış (Klinik Psikoloji)
“Hayır” demek, sadece bir sözcük değil; bireyin kendilik algısı, toplumsal roller ve içsel
değer sistemleriyle çatışan derin bir psikolojik deneyimdir. Özellikle sınır koyma davranışı,
birçok kişi için suçluluk, terk edilme korkusu ve sevilmeme endişesiyle birlikte gelir. Bu yazı,
sınır çizmenin ardından yaşanan suçluluk duygusunu psikodinamik ve toplumsal öğrenme
kuramları çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
“İyi İnsan” Olma Tuzağı: Koşullu Kabul ve Uyum İhtiyacı
Çocukluk döneminde birey, bakım verenlerinin sevgisini kazanmak için uyumlu davranmayı
öğrenir. Bu öğrenme biçimi, sosyal kabulü sürdürme uğruna bireyin kendi ihtiyaçlarını
bastırmasına neden olabilir. Toplumun “iyi insan” tanımı genellikle verici, sessiz ve itaatkâr
bireyi yüceltir. Bu koşullu kabul ortamında büyüyen birey için “hayır” demek, sevgiyi riske
atmak anlamına gelir.
Sınır = Sevgisizlik Yanılgısı
Birçok birey için sınır koymak, sevgisizlik ya da soğukluk olarak algılanır. Oysa sınırlar,
ilişkilerde güveni, öngörülebilirliği ve karşılıklı saygıyı mümkün kılar. Kişi “hayır” dediğinde
zihninde beliren düşünceler genellikle şunlardır:
Beni yanlış anlayacak mı?
Bencil mi oldum?
Onu kırdım mı?
Suçluluk Neyi Gösterir?
Suçluluk duygusu her zaman yanlış yaptığımızı göstermez. Özellikle sınır koyma sürecinde
hissedilen suçluluk, aşağıdaki psikolojik dinamikleri yansıtabilir:
Başkalarının duygusal yükünü taşıma eğilimi
Onaylanma ihtiyacının kişilik bütünlüğünün önüne geç
Bu bağlamda suçluluk, bireyin kendilik değerine dair çatışmalarını görünür kılan bir
duygudur. Freud’un süperego kavramıyla açıklanabilecek bu içsel denetim, toplumsal
normlara aykırı davrandığımızda harekete geçer.
Kendine Sadık Kalmak: Gerçek Bağlar Sınırla Başlar
“Hayır” diyebilmek, bireyin kendi ihtiyaçlarına, değerlerine ve sınırlarına sadık kalma
becerisidir. Sınır koyabilen birey:
İçsel denge ve zihinsel sağlık kazanır
Gerçekçi, karşılıklı ve saygılı ilişkiler kurar
Sahte kabuller yerine otantik bağlar geliştirir
Çünkü sınır, çatışmanın değil; güvenin temelidir. Unutulmamalı ki, sürekli sınırlarını ihlal
eden bir kişi, zamanla kendine yabancılaşır. Bu yabancılaşma, bastırılmış öfke, kırgınlık ve
tükenmişlik olarak geri döner
Suçlulukla Baş Etmenin Psikolojik Yolları
Sınır koyarken suçluluk hissetmek doğaldır, ancak bu duygunun bizi yönlendirmesine izin
vermek gerekmez. İşte bu süreci kolaylaştıracak bazı psikolojik adımlar:
Duyguyu bastırmak yerine tanımak: “Bu duyguyu yaşıyorum ama bu, kötü biri
olduğum anlamına gelmez.”
Öz şefkat geliştirmek: Kendine anlayış ve merhamet göstermek.
Küçük adımlarla başlamak: Günlük yaşamda küçük “hayır” pratikleriyle güven
geliştirmek.
Dış onaydan içsel otoriteye geçmek: Kendini başkalarının gözüyle değil, kendi değer
sistemine göre hareket etmek.
Sonuç
Suçluluk, Değişimin Habercisidir
Sınır çizmek yalnızca dış dünyaya verilen bir mesaj değil; aynı zamanda bireyin kendine
verdiği güçlü bir onaydır:
“Ben de önemliyim.”
Toplumun “iyi” tanımına uymaya çalışırken birey, zamanla kendi kimliğini bastırabilir. Oysa
her “hayır”, öz-değeri koruyan bir adımdır. Sınır çizmek; suçlulukla değil, içsel bütünlükle
ilgilidir. Bu süreç cesaret ister; çünkü değişim, her zaman konfor alanının dışındadır. Ancak
unutulmamalıdır ki en sağlıklı ilişkiler, sınırları net bireyler arasında kurulur.
Kaynakça
Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). Aidiyet İhtiyacı: Kişilerarası Bağlantılara
Duyulan Temel Bir İnsan Motivasyonu. Psikoloji Bülteni, 117(3), 497–529.
Cloud, H., & Townsend, J. (2010). Sınırlar: Ne Zaman Evet Demeli, Ne Zaman Hayır
Diyebilmeli. (Çev. Ayşe Günay).
Freud, S. (2019). Benlik ve İd. (Çev. Emre Kapkın).
Neff, K. (2021). Kendine Şefkat: Zor Zamanlarda Kendinize Açacağınız En Güçlü
Alan. (Çev. Duygu Gündoğdu).





